Gürcüler İslam’ı kendi istekleri ile kabul ettiler

Gürcü tarihini ve Gürcülerin İslam ve Osmanlı ile ilişkilerini ele alan araştırmacı yazar Murat Kasap, Gürcülerin Müslüman olma sürecini anlatıyor. Özellikle Osmanlı Gürcülerini araştıran Kasap, Gürcüler İslamiyet’i kendi istekleriyle kabul ettiklerini söyledi. Osmanlı Devleti de egemenliği altına aldığı topraklarda yaşayan Gürcülerin Müslüman olmaları yönünde herhangi bir şiddete dayalı politika izlemediğini belirten Kasap, Osmanlının Gürcülerle iyi ilişkiler kurmaya çalıştığını belirtti. Hristiyan Gürcülerin medeniyet,  edebiyat, örf ve adetlerinde büyük ölçüde İslam milletlerinin etkisi olduğunu söyleyen Kasap; “Kafkasya toplumları arasında ilk Müslüman olan halk Gürcülerdir. Gürcü ileri gelenleri İslam kuvvetlerine karşı direnç göstermediler. Osmanlıların da Gürcülere dini yönden baskı uyguladıklarına dair hiçbir bilgiye rastlanmamaktadır” dedi.

 

Araştırmacı Yazar Murat Kasap, Osmanlı döneminde Batum’da 27 camii, 31 medrese, Çürüksu’da 17 camii, 26 medrese, Yukarı Acara’da 30 camii ve medrese, Aşağı Acara’da 39 camii, 32 medrese, Macahel’de 29 camii, 32 medrese, Gonio’da 31 cami, 56 medrese yaptırılarak halkın İslam dinini öğrenmesi hedeflendiğini belirtti.

 

***

 

Gürcülerin tarihini, İslam ile tanışma süreçlerini, Osmanlı ile münasebetlerini, Gürcü toplumunun dinamiklerini, inançlarını, dillerini ve Osmanlı içerisindeki önde gelen Gürcü şahsiyetleri araştırmacı yazar Murat Kasap ile konuşmaya devam ediyoruz. Gürcülerin İslamiyet’i kendi istekleriyle kabul ettiklerini dile getiren Kasap, Osmanlı Devletinin de egemenliği altına aldığı topraklarda yaşayan Gürcülerin Müslüman olmaları yönünde herhangi bir şiddete dayalı politika izlemediğini söylüyor. İşte bütün yönleri ile Gürcü dosyasının ikinci bölümü… Buyrun;

 

İLK MÜSLÜMAN OLAN KAFKAS HALKI GÜRCÜLERDİR

*Gürcülerin dini inançları hakkında konuşalım isterseniz…

*Tabi… Başlangıçta tevhid inancına sahip olan Gürcüler, zamanla yaratıcı olan Allah’ı unutup, güneş, ay ve yıldızlara tapmaya başladılar. Daha sonra da Hıristiyan oldular. Haçlı Seferleri’ne iştirak etmemelerinden dolayı krallıklarının siyaseten zayıf olduğu dönemlerde bile haraç vermeden, milli sancak, silah ve bandolarıyla Kudüs’ü ziyaret eden tek Hristiyan toplum oldular. Müslüman devletler ile yaptıkları savaşlar da hiçbir zaman dini nedenli olmadı.

*İslam’ın etkileri de vardır elbette?

*Elbette. Hristiyan Gürcülerin medeniyet,  edebiyat, örf ve adetlerinde büyük ölçüde İslam milletlerinin etkisi vardır.  Kafkasya toplumları arasında ilk Müslüman olan halk Gürcülerdir. Gürcü ileri gelenleri İslam kuvvetlerine karşı direnç göstermediler.   Araplar;  Gürcülerin dini inançlarına dokunmayacaklarına, kendi istekleriyle Müslüman olanların kardeş sayılıp vergi alınmayacağına ve can güvenliklerini iç ve dış düşmanlara karşı koruyacaklarına dair Kartli Patrikiosu’na taahhüt verdiler.  Bu dönemlerde başarılı tebliğ faaliyetleri sonucunda Gürcistan halkının bir kısmı kendi istekleriyle İslam dinine girdi ve İslamiyet buradan Kuzey Kafkasya’ya bölgesine geçerek yayılmaya başladı.

*Bu ne kadar sürdü?

*Tiflis şehri 20. yüzyılın başlarına da kadar İslam merkezi olma özelliğini devam ettirdi. Bu yüzyılda şehirde çeşitli ırklara mensup Müslümanların yaşamakta idi ve her yıl Rusya Müslümanları demiryolu ile Tiflis’ten geçerek hacca gidiyorlardı.  Tiflis’te, Müslümanlar tarafından çok sayıda camii, mektep, kütüphane gibi tarihi eser meydana getirildi. 1918 senesine kadar Kafkasya Müslümanlarının dini reisleri bu şehirde ikamet ediyordu.

GÜRCÜLER OSMANLI DÖNEMİNDE DE MÜSLÜMAN OLDU

*Öne çıkan isimler var mı?

*İslam coğrafyasında ün yapmış olan Hubeyş bin İbrahim Tiflisi, Fahreddin Ebubekir Gürci, El-Mübarek Et-Tiflisi,   Ebu Kasım et-Tiflisi, Kemal et-Tiflisi, Ebu Hasan İbn-i Ebi Talip el-Gürci,  Ebu Ahmet Hamit bin Yusuf et-Tiflisi, İsa et-Tiflisi  gibi ilim adamları ve Abdullah-ı Gürcistani  gibi mutasavvıf şahsiyetler, Tiflis ve Gürcistan kökenlidirler.

*Günümüzde durum nasıl?

*Günümüzde İran’nın İsfahan yakınındaki Feridun-Şehr bölgesinde tamamı Müslüman olan Gürcü göçmenleri yaşamaktadır. Müslüman olan Doğu Gürcistan halkı İngiloy adını aldı. Dinlerine bağlı samimi Müslüman olan İngiloylar  Azerbaycan’ın batı bölgelerinde Zakatala, Kah ve Belekan kasabalarında yaşamaktadırlar.

*Osmanlı döneminde de Gürcüler Müslüman oldu mu?

*Evet. Osmanlılar bölgenin Müslümanlığa geçmesi için cami, medrese ve mescitlerin çoğaltılmasına büyük önem verdi.  Batum’da 27 camii, 31 medrese, Çürüksu’da 17 camii, 26 medrese, Yukarı Acara’da 30 camii ve medrese, Aşağı Acara’da 39 camii, 32 medrese, Macahel’de 29 camii, 32 medrese, Gonio’da 31 cami, 56 medrese yaptırılarak halkın İslam dinini öğrenmesi hedeflendi. Acara bölgesindeki Gürcüler uzun süre Osmanlı egemenliğinde yaşamalarından dolayı Osmanlı Devleti ile sıkı bir bütünleşme içerisine girdi. Osmanlı Devleti’nin Ruslarla yaptıkları savaşlarda Batum şehri en önemli direniş merkezi oldu.  Acara’da çok bilgili din âlimleri yetişmiştir.  Bu âlimler göç sonrasında geldikleri Anadolu’da da en üst mevkilere geldi.

 

Gürcüler İslam’ı kendi istekleri ile kabul ettiler

*Açıkça sorayım; Gürcüler zorla mı Müslüman oldular?

*Asla. Tarih bunun böyle olmadığını zaten gözler önüne seriyor. Gürcüler İslamiyet’i kendi istekleriyle kabul etmiştir.  Osmanlı Devleti de egemenliği altına aldığı topraklarda yaşayan Gürcülerin Müslüman olmaları yönünde herhangi bir şiddete dayalı politika izlememiştir.  Devlet Gürcülerle iyi ilişkiler kurmaya çalışmış,  Müslüman olan Gürcü beylerine eski yerleri sancak olarak geri vermiş, ölen Hristiyan beylerin mülklerini itaat ve hizmet şartıyla onların çocuklarına geri vermiştir. Osmanlıların Gürcülere dini yönden baskı uyguladıklarına dair bilgilere rastlanmamaktadır. Osmanlılar Gürcü hanedanlığını ortadan kaldırmayı düşünmemişlerdir. Bilakis Gürcü krallarının tahtlarını, Gürcü Hristiyan kilisesinin idari hakları daima muhafaza etmişlerdir. Gürcülerin dil ve haklarına daima hürmet gösterilmiştir. 1828–1829 yıllarında meydana gelen Osmanlı-Rus Harbi sonunda büyük oranda Müslüman Gürcü göçü yaşanmış, periyodik olarak Rus egemenliğine yakın sınır bölgelerinden, Osmanlı Devleti sınırlarındaki merkezi bölgelere, İstanbul ve Marmara bölgelerine, hicret edilmiştir.

*Peki, kalanlar? 

*Batum ve civarında yaşan ve göç etmeyen Müslüman Gürcüler ve Lazlar, Rus yönetimine karşı Osmanlı tarafını tutarak ayaklanmışlar, ayaklanma sonunda Çoruh Vadisi’nde yaşayan 52.000 kişilik nüfustan sadece 7.000 kişi hayatta kalabildi. 1929’da Acara bölgesindeki Müslümanlar Bolşeviklerin İslam’a uyguladıkları baskı nedeniyle bir isyan başlatır ve bunun sonucu olarak binlerce Gürcü, sınır bölgelerinden çeşitli yerlere sürülür.  Ayrıca Ahıska’da yaşayan Müslüman halk da Orta Asya’ya sürgünü gönderildi.

OSMANLI GİTTİKTEN SONRA İSLAM’IN YAYILMASI ZORLA ENGELLENDİ

*Osmanlı gittikten sonra neler oldu?

*Osmanlı’nın geri çekilmesi bu topraklarda İslamiyet’in yayılmasını engellenmiş,  Müslümanların çoğu da Türkiye ve İran’a göç etmiştir. Günümüzde Gürcistan’da yaşayan Müslümanların sayısı hakkında kesin bir bilgi vermek mümkün değildir. Çünkü Sovyet döneminde nüfüs sayımında dinin belirtilmemesi ve Müslüman isimlerin yasaklanmış olması bu konuda sağlıklı bir bilgi elde etme imkânını ortadan kaldırmıştır.  Tiflis, Batum ve diğer bazı şehirlerde Osmanlı ve İran dönemlerine ait 200’ü aşkın cami mevcut iken bunların çoğu Sovyet döneminde yıktırılmış ya da kapatılmış, başka hizmetlere tahsis edilmiştir.

*Osmanlı’ya hicret eden Gürcüler ne yaptı?

*Bu hicret eden Gürcüler, Osmanlı Devleti’nde birçok siyaset adamı, mülki ve askeri memur yetişmiş, devlete hizmet etmiş ve devletin takdirine mazhar olmuştur.  Gürcü paşalar ve devlet adamları açıktan olmasa da hemşehrilerini kollamışlardır.  İstanbul, İslami yüksek eğitim ve öğretim vermesi açısından gürcüler için merkez idi. Dönemin İslam felsefesi ve Kur’an ilimlerinin öğretiminin merkezi olan Fatih Camii medresesinde ve İstanbul hukuk fakültesinde çok sayıda gürcü eğitim gördü.  Ayrıca, imparatorluğun bazı bölgelerinde Gürcü hanedanlar oluşturuldu.   Hasan Paşa ve Ahmet Paşa tarafından Bağdat ve civarında oluşturulan ve 18. yüzyılın başından, 19. yüzyılın ortalarına kadar varlığını devam ettiren Bağdat Gürcü Memlük Hanedanı ya da Bağdat Kölemen Ocağı denilen yönetim  ve bu yüzyılda Mısır’da çoğunluğu oluşturan Gürcü asıllı Memlük yönetimi   buna bir örnektir.

 

Osmanlı kaynaklarında Gürcüler

Kâtip Çelebi,  17. yüzyılda kaleme Cihannüma adlı eserinde Gürcistan’la ilgili geniş malumat verir: “Gürcistan, Şirvan Denizi ile Karadeniz arasında dağlık bir ülkedir.  Halkına Gürcü denilir. Birbirinden bağımsız birçok krallığa bölünmüştür. Halkının tamamı gürcüdür. Gürcistan’da birçok kale bulunuyor.  Birçoğu Sultan Süleyman zamanında vezir Ahmet Paşa tarafından fethedildi.  Livane vadisi Gürcistan’ın mamur vilayetlerindendir. Gürcistan Dağları denilen Cebel-i Gürzi, Karadeniz’in doğusundan,  Elbruz’un batısına ve Erzurum Dağları’na kadar uzanan bir alanı çevrelemektedir. Bu alanda yetmiş iki lisanı konuşan muhtelif halklar yaşamaktadır. Ahıska, Gürcistan sınırlarına dâhil olup eyalet merkezidir. Gürcü hükümdarlarından Menuçehr tarafından yönetiliyordu. 1580’de Sultan Murat zamanında fethedildi ve hükümdar Müslüman oldu. Ahıska’nın yönetimi Menuçehr ve kendisinden sonra gelecek ailesine ocaklık yoluyla verildi. Kızılbaşların eline geçen şehir 1635’te Kenan Paşa tarafından tekrar alındı ve Sefer Paşa’nın yönetimine bırakıldı. Ahıska’da birçok cami, medrese, han ve hamam vardır. Ayrıca halkın eski Müslüman Mezarlığı diye andığı eski mezarlıklar bulunmaktadır. ”

 

Evliya Çelebi: Halkının çoğu Müslüman ve Sünnidir

17. yüzyılda Gürcistan’ın gezen Evliya Çelebi, Gürcüleri kavm-i necip (temiz kavim) olarak tanıtır. Gürcistan’da Gürcü, Ermeni ve Gökdolak gibi halkların yaşadığını belirten Çelebi, eserinde ayrıca Şavşat Gürcülerinin konuşmalarından örnekler de verir. Çelebi, Tiflis şehrini, yapıtları ve halkıyla bir İslam şehri olarak nitelendirir. “Kür Nehri kenarında yalçın kaya üzerinde birbirine karşı iki kaledir ki Bitlis ve Tiflis denir. Aralarında Kur Nehri akar. Bir kayadan bir kayaya büyük bir hisar şeklinde olduğu için, kolaylıkla kalelerin birinden diğerine geçilebilir. Büyük kale Kür Nehri’nin güneyinde, küçük kale ise kuzeyindedir. Hisar içerisinde altı yüz toprak örtülü evleri vardır. Han sarayı bu kalededir. Camii, han ve hamamı, küçük bir çarşısı vardır. Küçük kalesini sonradan Yerd-i Cürh Şah yaptırmıştır. Yalçın bir tepe üzerinde, dört köşe, küçük bir kaledir. Kalesinin içerisinde üç yüz ev ve cami vardır. Halkının çoğu Osmanlı zamanından beri Sünni olup, Hanefi ve Şafii mezhebindendir. Bilginleri çoktur. Ahıska Kalesi, yalçın bir tepe üzerinde taştan yapılmış, ferahlık veren bir kaledir. Kale içerisinde I. Sultan Selim Camii vardır. Ayrıca toprak ile örtülü minaresiz Künbetoğlu Camii vardır. Aşağı kalede Halil Ağa Camii vardır. Vilayet halkı ehlisünnet ve mümin kişiler oldukları için beş vakit namazdan başka her camide Kuran ve öteki ilimler okunur. Hususi medresesi ve darü’l-kurrası yoktur. Fakat ilim öğrenmek isteyen talebesi çoktur.’’

 

Meşhur Osmanlı Gürcüleri: Yusuf Ziya Paşa

Padişah III. Selim ve II. Mahmut dönemlerinde iki defa sadrazamlık yapmış, Gürcü asıllı devlet adamlarındandır. 1793 senesinde Diyarbakır valiliğine getirildi.  1794’te ilaveten Erzurum valisi, 1796’da Çıldır valisi oldu. Kendi isteğiyle Çıldır valiliğinden ayrıldıktan sonra Trabzon valiliğine atandı.  Ziya Paşa valililiği döneminde Doğu Anadolu’da eşkıyalar,  halka eziyet eden ayanlar, mütesellim, derebeyleri ve aşiretler çoğaldığından, önce madenin çalışmasının düzene girmesi ve daha sonra’da bu eşkıya kişi ve aşiretlerin ortadan kaldırılması için mücadele etti ve bu mücadelesinde büyük ölçüde başarılı oldu.  20 Ağustos 1798 tarihinde sadrazam oldu.  Yusuf Ziya Paşa ve Küçük Hüseyin Paşa’nın komutasındaki Osmanlı Ordusu, 1801 senesinin Mayıs ayında yapılan savaşta Fransızları yenerek Mısır’ı geri aldı. 1805 senesinde görevinde istifa ancak 1809’da Padişah II. Mahmut tarafından ikinci defa Sadrazamlık görevine getirildi. 1819 senesinde vefat etti.

 

Meşhur Osmanlı Gürcüleri: Şeyhulislam Mirza Mustafa Efendi

1630 senesinde Batum’da doğdu.  Kazasker Batumlu Abdurrauf Efendi’nin oğludur.  1672 senesinde Köprülü Fazıl Ahmet Paşa tarafından Lehistan’dan fethedilen Kamaniçe Kalesi’nin kadılığına tayin edildi.  Daha sonra sırasıyla Yenişehir, Mısır, Mekke ve İstanbul kadılıklarında bulundu. 1694 senesinde de Anadolu kazaskerliğine getirildi. 1695 ve 1698 senesinde iki defa Rumeli kazaskerliği yaptı. 15 Aralık 1714 senesinde Mahmut Efendi’nin yerine şeyhülislam tayin edildi. 90 yaşını aşmış iken 1722’de vefat etti. Süre-i Nebe Cüzü Haşiyesi, Türkçe Eşrat-ı Saat Risalesi, Şah Hüseyin Haşiyesi adlı risaleleri vardır.  Verdiği fetvalara imza yerine ilk defa mühür basan şeyhülislamdır.

 

Meşhur Osmanlı Gürcüleri: Mihrişah Valide Sultan

Padişah III. Mustafa’nın ilk eşi ve III. Selim’in annesi olup, Gürcü asıllıdır.  Padişah III. Mustafa’nın 1774’te vefatına kadar Başkadın unvanını taşıdı. Oğlu III. Selim padişah olunca geleneksel valide sultan alayı ile Topkapı Sarayına geri döndü. Hayatını hayır işlerine adar.  Padişah anneleri arasında İstanbul’da en fazla hayır eseri bulunanların ilk sırasında yer alır. Güzelliği ve kibarlığı ile döneminin şairleri üzerinde silinmez bir tesir bırakır. Hayır işlerini seven ve dindar bir kadın olan Valide Sultan, oğlu III. Selim gibi Mevlevi tarikatına mensup idi. Mihrişah Sultan’ın Eyüp’te türbesi, medresesi, kütüphanesi ve bir imarethanesi vardır.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>